BAŞKANIN MESAJI

 

  

 

Çamur at;
izi kalsın!..
  

 

Saygıdeğer Meslektaşlarım,

Hem matbaacı hem de Halk Ozanı olan rahmetli babam Ali Gürbüz’ün bir şiirinden alıntıyla bu sayıdaki yazıma başlamak istiyorum.

Şunun bunun yalanına he deyip
Çıkarın peşinde yağcı olamam,
Kendi tefeğinde üzüm var iken
Elden koruk çalıp bağcı olamam,

Nice nutuk çekenleri dinledim
Yanlış fikir yayanları anladım
Ovada yetiştim, asfalt çiğnedim
Yaylam var deyip de dağcı olamam,

Çok derin düşünüp, yapıyom yorum
İyiye gitmiyor bakıyom durum
Söylenecek sözü yüzüne derim
Arkadan söyleyip kovcu olamam.

 

Ankara Matbaacılar Odası Başkanı olarak ikinci dönemi bitirmek üzereyim. Sekiz yıldır Odamızın başkanlığını yapmaktayım. İki dönem de yani sekiz yıl da benden önceki iki başkanın başkan vekilliğini yaptım. Bu kadar uzun süre görevde kalmam birileri tarafından eleştirilmekte (!) Ha şunu da belirteyim, ben odamızın (o zamanki adıyla derneğimizin) kuruluşunda da vardım. Sonra 7-8 yıl kurucumuz Satılmış Naz Ağabeyle birlikte Mat-Koop’ta yöneticiliğim de var. Ben buraya asansörle çıkıp gelmedim. Geliş sürecim ortada. Buraya tırnaklarımla kazıyarak geldim. Bedelini de çok fazlasıyla ödedim. Bir örnek vermem gerekirse; bir kuruluşumuzun genel kurulunda cumartesi günü divan başkanıydım, pazartesi günü ise ihraç edildim.

Beni eleştiren arkadaşların kendilerine göre haklı gerekçeleri olabilir (!) Bu gayet doğal. Söyleyecek bir lafımız da olamaz. Herkesin kendine göre kafa yapısı var. Bakış açılarımız farklı olabilir. Bizi beğenmek zorunda da değiller. Fakat eleştirilerinin somut bir değeri ve delili olmalı. Suçlama, çamur atma, belden aşağı vurma olmamalı…

Odamız başkanının, yönetim kurulu arkadaşlarımızın ve denetim kurulunda bulunan arkadaşlarımızın görevlerinin ve sorumluluklarının neler olduğu yasalar çerçevesinde belirlenmiştir.

Biz öncelikle matbaacı meslektaşlarımızın hak ve menfaatleri doğrultusunda yıllardır uğraş veriyoruz. Yaptıklarımız ortada. Bakın, biz sadece üyelerimizin değil tüm matbaacılarımızın, yani Ticaret ve Sanayi Odalarımızdaki matbaacılarımızın, ülkemizdeki küçük ve büyük ölçekli tüm matbaacılarımızın, hatta kağıtçılarımızın, tedarikçilerimizin hak ve çıkarlarını koruma mücadelesini veriyoruz.

Bizi eleştirenler, bizim odamızla alakası olmayan bazı insanlardır. Bizi çekemeyenler, bizim gösterdiğimiz enerjiyi içlerine sindiremeyenler, birilerinin arkalarına gizlenip ortaya çıkamayanlardır.

Benim, Ankara Matbaacılar Odası başkanlığımın yanı sıra Matbaacılar Federasyonu'nun kurucusu ve başkanı olmam, Ankara Esnaf ve Sanatkarlar Odaları Birliğinde Disiplin Kurulu üyesi olmam birilerini rahatsız ediyor. Biz çalışıyoruz... Tüm yönetim kurullarım, üzerlerine aldıkları sorumluluklarını başarılı bir şekilde yerine getiriyorlar. Biz, bize başkan denilsin, sağa sola hava atalım diye buralarda bulunmuyoruz. Bizi bilen biliyor. Fazla yazmanın, fazla konuşmanın bir anlamı da yok. Biz çalışıyoruz, hak arıyoruz. Sonuna kadar da mücadelemizi sürdüreceğiz.
Anlaşmalı matbaalarla ilgili Maliye Bakanlığıyla olan görüşmelerimiz devam ediyor. “Basit usulde kullanılan evrakların” kararnamesi kimin döneminde, kimlerin oda yöneticisi olduğu dönemde uygulamaya konuldu. Bunu bilen var mı? Bu basit usulde kullanılan evrakları, önce kimler TESK adına bastı. Neden o zamanın yöneticileri bu işlerin anlaşmalı matbaalarda basılması için mücadele etmediler? Hiç bu arkadaşları eleştiren yok. Bu arkadaşlarımızın yüzünden 3000 tane ülkemiz genelinde Maliye Anlaşmalı matbaacımız sıkıntı çekmektedir. Şu an ülkemizde 900.000 basit usulde vergi mükellefi var. Bunların belgelerini TESK, ülkemizin büyük sanayici matbaalarına bastırmaktadır. Esnafın temsilcileri, esnafın işini sanayiciye yaptırıyor. Biz bu işleri Anlaşmalı Matbaalarımızda bastırılması için sonuna kadar uğraş vereceğiz. Bu yaptığımız işlerden sadece bir tanesi.

Biz sorumluluğumuzu da çok iyi biliyoruz. Sekiz yıldır yaptıklarımız ortada. Geleneksel Matbaacılar Geceleri, Futbol Turnuvası, Tavla Turnuvaları, İftar Yemekleri, Fuar gezileri, yoksul öğrencilere kırtasiye yardımları vs.

Bizim odamız, Matbaacılar Federasyonu'nun kurulmasına önderlik etmiştir. Matbaacılar Federasyonun çalışmaları, yaptıkları işler de ortadadır. Ekonomi Bakanlığında yurt dışından gelen ürünlerde matbaacılarımızın, kağıtçılarımızın ve tedarikçilerimizin aleyhine olan her şeye müdahil olduk. Şu an, Maliye Bakanlığının yeni oluşturduğu “Vergi Konseyi”ne görüş bildirmemiz, üniversitelerde kapatılan bölümlerimizin yeniden açılabilmesi için uğraş vermemiz, İstanbul Üniversitesi'nin organize ettiği “Uluslararası 5. Matbaa Teknolojileri Sempozyumu”nda partner olmamız, İstanbul sokaklarında federasyonumuzun logolarının asılması, benim üniversitelerde ve çeşitli Ticaret Odalarının düzenlediği sektörel toplantılarda konuşmacı olarak katılmam, sorunları ve çözüm önerilerini oralara taşımam sıradan bir şey mi?

Ankara Matbaacılar Odamız, Avrupa Birliği Projesi aldı. Bu projeyi de başarıyla sonuçlandırdı. Projenin adı “Dezavantajlı kişilerin sosyal entegrasyonu” Yani 24 yaşını geçmemiş lise mezunu veya lise terk, ekonomik durumları kötü ve problemli kırk gencimize “Nitelikli Grafik Tasarım” eğitimi verdik. Bu projenin bizim dışımızda iki tane daha partneri de var. Fotoğraf Sanatı Kurumu ve Hangar Reklam. Bu proje iki yıllık bir uğraş verilerek yazılmış ve proje bize bir matbaacı arkadaşımız tarafından getirildi.

Projenin kapsamı, neler yapılacağı, verilecek dersler, kaç saat eğitim yapılacağı, düzenlenecek seminerler, toplantılar, yemekler, öğrencilerin nasıl bulunacağı, kimler tarafından eğiteleceği, bu işlerin koordinatörü, sınıfların kaç kişilik olacağı, nelere ne kadar para harcanacağı vs. Hatta alınacak malzemelerin ve bilgisayarların Avrupa Birliği menşeili olması koşulu da konulmuş. Çin veya Amerikan malı ürün almanız bile mümkün değil. Bunların hepsi Çalışma Bakanlığı'na ve Avrupa Birliği'ne önceden sunulmuş ve kabul edilmiş.

Bu projenin denetimi Çalışma Bakanlığı'nın izleme uzmanı, TEMATİK yetkilileri ve Sayıştay tarafından yapılmaktadır. Ayrıca bu projenin bir tane muhasebecisi ve mali müşaviri de bulunmaktadır. Yani kafanıza göre bu projeyi değiştirmek, yönetmek gibi elinizde bir olanak da yok.

Bizim burada bir tek amacımız vardı. Bu proje bittikten sonra Ankara Matbaacılar Odamıza bir Grafik ve Tasarım dersliği kazandırmaktı. Sektörümüzün en büyük sıkıntısı olan Grafiker ve Tasarımcı sorununu ortadan kaldırmaktı. İnşallah bu işi de başarıyla sonuçlandıracağız.

Gelelim asıl meseleye. Bu projenin tutarı 137 bin euro civarı. Bazı arkadaşlarımız bana çamur atmaktalar. Bu projenin nerede hangi koşullarda, hangi adreste yapıldığını bilmeyen bazı kendini bilmezler bu seçim arifesinde utanmadan dedikodu yapmaktalar. Bu projenin tutarı 160 milyon euroymuş. Sonra 140 bin euroya indiler. Bu parayı ben yemişim, kimseye hesap vermemişim. Hesapları inceletmemişim, şeffaf değilmişim, daha neler neler... Biraz ayıp oluyor beyler ! Yapılan doğru şeyleri alkışlayın, bir kere de teşekkür edin. Hiç kimsenin yapamadıklarını yapıyoruz. Emek veriyoruz. Benim babam bana bu matbaacılık mesleğinden ekmek yedirdi. Ben de çocuklarıma eşimle birlikte bu meslekten ekmek yedirdik, büyüttük. Bütün mesele bu.. Bu iş bir ahde vefa.

Ben bugüne kadar onurumla yaşadım. Onurumla ve şerefimle öleceğim. Bunları ispat edecek biri varsa gereğini de yaparım.

Ayıp oluyor ayıp ! Bir koltuk uğruna bu kadar onursuzluk yapılmaz. Benim nasıl bir adam olduğumu ve ailemi Ankara’nın hepsi iyi bilir. Benimle geçmişte yöneticilik yapan arkadaşlar da beni iyi tanır. Kendini bilmez bazı şahsiyetlerin ortaya attığı çamur kolay yutulur lokma değil. Bu çamur, deterjanla falan da temizlenmez.

Bizim dostlarımız, bize inananlar, bize güvenenler gereğini yaparlar.

 

Tüm sektörümüze saygı ve sevgilerimi sunuyorum. Bol kazanç ve sağlık diliyorum.

Yukarı